Türk Hava Yolları uçağında yaşanan bir olay, toplumsal şuuru ve insanın maddi gücünü bir gösteri aracına dönüştürme eğilimini tekrar gündeme getirdi.
Özellikle "Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Ben 1 milyar dolarlık adamım, Türkiye'yi satın alırım!" çıkışıyla dikkat çeken bu kişinin davranışı, çağımızın en ciddi toplumsal zaaflarından birine ışık tutuyor: görgüsüzlük ve narsisizm.
Bu tür söylemler, bireyin kendisini maddi varlığıyla tanımlamasının çarpıcı bir örneğidir. İddia edilen çok yüksek bir mali değer üzerinden "kim olduğunu" kanıtlama ihtiyacı, aslında bir eksikliğin ışaretidir.
Bu eksiklik, şöhret, başarı ya da zenginlik ile kısaca maddi unsurlar üzerinden kendine değer biçmeye çalışan, ama içsel anlamda yetersiz bir benlik algısından kaynaklanır.
Peki, "Türkiye'yi satın alırım" gibi kültürel ve toplumsal değerlerimizi hiçe sayan çıkışlar ne anlama geliyor?
Bu söylem, bireysel zenginliğin ötesinde ulusal gururumuz ve bağımsızlık sembolü olan Türkiye'ye karşı büyük bir saygısızlığı içeriyor. Maddi gücünün her şeyi "satın alabileceği" yanılgısı, bireyin hem kendine hem de başkalarına değer biçme şeklindeki çarpıklığının özüdür.
Bu tür olaylar sadece bireysel bir gaf veya bir "çıkış" olarak değerlendirilmemelidir.
Toplumda büyüyen bir sorun olan, insanların görünür çıkarları ve servetleriyle öne çıkma arzusu, insanın ahlaki özüne zarar veriyor.
Ne yazık ki bu tür davranışlar, toplumdaki diğer bireyler üzerinde de olumsuz etkiler yaratıyor. Zenginliğin ve gösterişin "değer" olduğu bir düzende, içsel zenginlik, tevazu ve şefkat gibi önemli erdemler arka planda kalıyor.
Türk kültürü, tarih boyunca tevazu, dayanışma ve toplumsal değerlerle yoğun bir bağ kurmuştur. "Komşu açken tok yatmayan" bir toplumsal öğretiden geliyoruz. Ancak bu tip "ben merkezli" ve "servet odaklı" çıkışlar, bu köklü değerleri zedeliyor.
Bir kişinin ne kadar zengin olduğu ya da ne kadar büyük bir etkiye sahip olduğunu ifade etme şekli, sadece o bireyin değerlerini değil, o bireyin yetiştiği kültüre dair de sorular ortaya çıkarıyor. İş adamı ya da herhangi bir meslek grubundan biri, başkaları üzerinde iz bırakmak istiyorsa bunu maddi varlığıyla değil, karakteriyle, liderliğiyle ve insanlığıyla yapmalıdır.
Son olarak, "Ben kimim?" sorusu, parayla ya da sahip olduklarımızla cevaplanamayacak kadar derin bir sorudur. Toplum olarak bu tür "görgüsüzün" karşısında durabilmek için hem bireysel hem de kültürel düzeyde daha fazla farkındalık geliştirmemiz gerekiyor.