Önce örtülü gayri resmi istihbari temas ,sonra resmi diplomasi” 

Hakan Fidan |  7 Ocak 2025 

Hakan Fidan'ın "YPG kendini feshetmezse askeri operasyon yaparız" açıklaması, Türkiye'nin Suriye politikası ve bölgedeki stratejik hedefleri açısından önemli bir mesaj niteliği taşıyor. Türkiye, sınırlarının hemen ötesinde tehdit algıladığı herhangi bir yapılanmaya karşı güçlü bir duruş sergilemekte kararlı olduğunu göstermektedir. Bu durum, ulusal güvenlik, bölgesel dengeler ve uluslararası ilişkiler açısından çok katmanlı bir stratejik değerlendirme gerektiriyor. 

Öncelikle, YPG’nin Suriye’nin kuzeyindeki varlığı, Türkiye için uzun süredir bir güvenlik tehdidi olarak görülüyor. Türkiye, YPG'yi PKK'nın uzantısı olarak tanımlıyor ve iki örgüt arasında doğrudan bir bağ kuruyor. Bu nedenle, YPG'nin bölgede siyasi ve askeri bir aktör olarak güçlenmesi, Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik doğrudan bir tehdit olarak algılanıyor. Bu algı, Türkiye’nin bugüne kadar gerçekleştirdiği askeri operasyonların temel motivasyonunu oluşturdu. Sınır boyunca bir "güvenli bölge" oluşturma amacı, hem terör tehdidini bertaraf etmek hem de Suriyeli sığınmacıların geri dönüşünü kolaylaştıracak bir altyapı sağlamak için öne çıkan bir hedef olarak kendini gösteriyor. 

Ancak, bu operasyonların zamanlaması ve kapsamı, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerdeki pozisyonuna göre şekillenmek durumunda. ABD'nin YPG'ye verdiği destek, Ankara-Washington hattında uzun süredir gerilim kaynağı. ABD, YPG’yi IŞİD’e karşı etkili bir yerel ortak olarak görürken, Türkiye bu desteği kendi güvenlik çıkarlarına doğrudan bir tehdit olarak değerlendiriyor. Türkiye'nin, olası bir operasyon öncesinde ABD ile müzakere etmesi ve Washington yönetiminin bu konuda nasıl bir tavır alacağını analiz etmesi kritik önemde. ABD’nin bölgede çıkarlarını yeniden tanımlaması, YPG’ye yönelik desteğin boyutunu ve Türkiye’nin operasyonel alanını etkileyebilir. 

Diğer yandan, Rusya ve İran gibi aktörlerin de bu denklemin içinde yer aldığını unutmamak gerekiyor. Suriye’de Esad rejiminin en büyük destekçileri olan bu iki ülke, Türkiye’nin askeri operasyonlarına farklı açılardan yaklaşmaktadır. Rusya, Türkiye ile Suriye’deki iş birliğini belirli bir düzeyde sürdürmek isterken, Esad rejiminin otoritesinin yeniden tesis edilmesini öncelikli görüyor. Türkiye’nin bu bağlamda, Moskova ile operasyon öncesinde diplomatik temaslarda bulunarak, belirli bir alan kazanma çabası içinde olabileceği değerlendirilebilir. İran ise, YPG'nin güçlenmesini istemese de Türkiye'nin sınır ötesi operasyonlarının bölgedeki Şii nüfus üzerindeki etkisini dikkate alarak daha temkinli bir yaklaşım sergileyebilir. 

Suriye içindeki güç dengeleri de operasyon ihtimalinin değerlendirilmesinde önem taşıyor. YPG, kontrol ettiği bölgelerde askeri ve siyasi bir yapı kurmuş durumda ve bu bölgeler, hem ABD'nin desteği hem de yerel unsurların katkısıyla varlığını sürdürmekte. Türkiye'nin bu bölgelere yönelik olası bir askeri müdahalesi, sahada ciddi bir çatışma riskini beraberinde getirebilir. Ancak Türkiye, askeri gücü ve bölgedeki teknolojik üstünlüğü sayesinde, bu tür bir müdahaleyi kısa süreli ve sınırlı hedeflere dayalı olarak planlama kapasitesine sahip. Özellikle insansız hava araçları ve kara kuvvetlerinin operasyonel kabiliyeti, Türkiye’ye bu tür müdahalelerde önemli bir avantaj sağlıyor. 

Bölgesel ve uluslararası dinamiklerin ötesinde, iç politika faktörleri de bu tür bir operasyonun değerlendirilmesinde etkili olabilir. Türkiye'de kamuoyunun güvenlik konularındaki hassasiyeti, hükümetin böyle bir operasyona yönelik desteği artırabilir. Ayrıca, Suriyeli sığınmacıların geri dönüşü konusu, operasyonun gerekçeleri arasında kamuoyu nezdinde daha görünür hale getirilebilir. Bununla birlikte, böyle bir operasyonun ekonomik maliyetleri ve bölgesel sonuçları da Türkiye’nin stratejik hesaplamalarında önemli bir yer tutuyor. 

Son olarak, uluslararası hukukun ve meşruiyetin operasyon planlamasında oynayacağı rol de göz ardı edilmemelidir. Türkiye, sınır ötesi operasyonlarını genellikle BM’nin terörle mücadele kararlarına ve kendini savunma hakkına dayandırarak uluslararası topluma meşrulaştırmaya çalışıyor. Ancak bu tür bir operasyonun, Batı dünyasında ve özellikle Avrupa’da nasıl karşılanacağı, Türkiye’nin dış politika stratejisi açısından dikkatle ele alınması gereken bir konu. 

Tüm bu faktörler göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik bir askeri operasyon gerçekleştirme ihtimali oldukça yüksek görünmektedir. Ancak bu operasyonun kapsamı, hedefleri ve sonuçları, sahadaki ve uluslararası arenadaki dengelere göre şekillenecektir. Bu süreçte Türkiye, hem askeri hem de diplomatik araçlarını etkin bir şekilde kullanarak, sınır güvenliğini sağlama ve ulusal çıkarlarını koruma hedefini gözetmeye devam edecektir.